KİBRİT KUTUSU KADAR PEYNİR

         Hayatımda son yirmi senedir sürdürdüğüm bir rutinim var. Her pazartesi diyete başlayıp Salı vazgeçmek gibi... Birçok diyet var, Dukan diyeti, Hollywood diyeti, Amerikan sağlık vakfı diyeti, 3 günde beş kilo ver diyeti, 10 günde 20 kilo diyeti, krem sür zayıfla diyeti, hap iç hapı yut diyeti, o diyeti bu diyeti...

         Ben şaşırıyorum. Madem zayıflık güzelde o zaman niye reklamlar da sürekli bize önerilen ye ye ye mantığı? Mesela oturun TV’ nin karşısına üçte ikisi cips, kola, tatlı, tuzlu çerez, kurabiye, kek (bak yine acıktım.) vs. reklamıyla dolu. Çünkü bu sistem bir endüstri haline gelmiş. Bizim zamanımızda bu kadar çeşit bu kadar çeldirici hâkim değildi yaşantımıza. Bir gofret ne biliyim bir külah çekirdek, açık dondurma, küçük bir boğulma krizi yaratan leblebi tozları filan vardı. Şimdi ultra seçenek. Sistem sizi önce şişmanlatıp sonra zayıflatmak için savaşa sokuyor. Ben şahsen kibrit kutusu diyetlerinden illallah etmiş durumdayım. Aha yeni bir diyet diyorum bir kibrit kutusu peynirden sonrasını okumuyorum. Ya arkadaşım ben her şeyi kibrit kutusuyla yesem niye şişmanlayayım zaten?

          Bu konuda bazıları şanssız doğar benim gibi. Millet 3 kilo filan doğar, bendeniz bir tosun olarak 4,5 kilo doğmuşum. Yani ne olacağım o zamandan belliymiş. Ailem beni karıştırmış mıdır diye bile düşünmemin ne kadar anlamsız olduğunu evde doğarak kanıtlamışım. Anneciğim benim bir iki aylık olduğuma kimseyi inandıramamış. “Hadi canım baksana tosun gibi altı aylık var” diyorlarmış. E güzel çocuk olduğumdan da nazar değmesin diye annem dışarı çıkartmazmış. Bahtım kara yani, aç olmasam bile “anne memeeee” diye 2 yaşına kadar kadını sömürüp iğne ipliğe çevirmişim. O gün bu gündür balık etinin sınırlarını sık sık ihlal edip dururum. Halbuki benden bir yaş büyük kız kardeşim 2,5 kilo doğup önüme gelen her şeyi silip süpürmemden yemekten soğumuş. Sık sık beni öldürme planları kurarmış. Biberonla mama yerken mi gırtlaklasam, lazımlığa oturunca mı b..kunda boğsam seçenekleri arasında gidip geliyormuş. O’nun da işi zor.

        Neyse diyet diyorduk, Karatay diyor ki ceviz ye ekmek yerine. Tövbe yarabbi. Şimdi düşünün aradaki çelişkiye bakın: Yumurta ye istediğin kadar. Mis gibi köy tereyağını alıp coss diye kızgın tavaya koyunuz, ardından yumurtaları kırıp bir kapak kapatarak sarıları lop lop bıraktınız. Taze ekmeği alıp bandıracağınız halde, ekmek yok ceviz ye “e kardeşim cevizi nasıl bandıracağım yumurtanın merkezine. Ya böyle yemeyip yemeyip ağız tadı olmayan, sonradan gurme tipler var. Bir kere bizim kültürümüzde öyle bir yemek yeme şekli yok ki. Türk mutfağı çok geniş bir kültür. Ekmek bandırmazsak almayız bir şeyin tadını. Kuru fasulye- pilav evliliğini boz, yavruları turşuyu da ver yetimler yurduna olsun bitsin.

         Bir de rastlantısal mı bilemediğim bir dizi furyası masa buluşmaları var. O masa da herkes “bak abartmıycaz ha, ööle çatalın ucuyla, ufacık lokmalar” diye öncesinde mi sözleşiyor nedir, yemeğe bir üvey evlat muamelesi, bir itip kakmalar…Orada olup çatalla ağızlarına ağızlarına vurasım geliyor. Yemek bu canım yeni bir böcek türü denemiyorsun aaaa.

       İştahlı insanlara her daim bayılmışımdır. Örneğin Erol Taş. Neden bilmem filmlerinde aklımda kalan kürklü bir palto giyip yakılan odunun üstünde koca koyunu çevirmesi. Sonra da o hayvancağızın budunu “horş” diye koparıp ho ho ho nidaları eşliğinde mideye indirmesi. Yani oturup yediği yemeğin hakkını vermek her yiğidin karı değil. Bunun göbek bölgesinde simit gibi yerleşmesi var, basenlerde atın arka bacakları gibi heybetli göstermesi var, belden yukarı omuz ve kollarda ikamet edip Herkül’ ü kıskandırır hale gelmesi var, kısmet…

        Yani ne yapalım şişmanlık Orta Çağda güzelse? Süpürge sapı gibi olmanın neresi güzel. Bir de bunlar zayıf olacağız diye, açlıktan bön leşmiş bakışlarla donuk donuk bakarlar. ( biraz daha böyle konuşursam herkes şişmanlayıp bizim tarafa geçecek) Hem Türk kadını 32 beden mi canım bkz: Türkan Şoray, Mine Mutlu… vs.

        Bir de olayın reklam kısmı var. Kadının biri ekranda elbise deniyor olmuyor. Bir sonraki sahnede tahıllı karışımı yiyor. Ve aniden “aha sayıfladom” diye aynı elbiseyi giyiyor. Ekrana bakanı aptal zannediyor bu üreticiler sanırım. Kepek ne ineklere verin onu, bize pirimiz kraliçemiz Mary Antoinette’nin dediği gibi ekmek bulamıyorsak pasta verin. Kesinlikle kesinlikle…

         Her türlü zayıflama manifestosunu dinledim, her türlü incelme metodolojisini uyguladım. Son kararım şu; elinizi karış yapın, ağzınız ile beyninizin mesafesini ölçün işte o kadar zayıflama mesafesi. Ağızla kafa arasında…Bu da olmadıysa joker hakkımı kullanayım.

      Kısaca diyorum ki; annemin deyimiyle rakı içen öldü de su içen ölmedi mi? Makul ölçüde yiyip hayatı kendimize dar etmeyelim. Yemeyip ziyan edeceksek Yüce Tanrım bu sonsuz yiyecek bahçesini bize neden hediye etti. Sağlıklı kalın, sağlıcakla kalın…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.