Çeyrek asırda kaçırılan fırsatlar

Amerika’nın Iraka yaptığı müdahaleden sonra oluşan ekonomik darboğazın  ilerleyen zaman sürecinde küresel krize dönüşmesi nedeniyle, Avrupa da çeyrek asırdır sermaye sahipleri gelecekle ilgili güvenli bir liman göremedikleri için  yatırım yapmaktan çekinmekte, artık sermayelerini(kullandıklarından fazla olan sermayeyi) çok düşük faizlerle bankalarda tutarak ortamın düzelmesini beklemektedirler. Bu yüzden, Avrupa bankalarındaki fonlardan, gerek hazine gerekse hazine garantisi ile firmalarımız elverişli şartlarda kredi kullanma fırsatı doğmuştur.

Küresel kriz nedeniyle, Avrupa da bankalarda bekletilen fonlar bankalarımızca düşük faizle alınarak, tüketime yönelik araba, lüks ve pahalı ev aletleri,  telefon, bilgisayar vb yeni ev alımı vs de kullanıldı. Avrupa bankalarından alınan kredilerin çoğunluğu ne yazık ki;  üretim ve  ticaret yerine,  tüketime yönelik kullanılmıştır. Alınan kredilerle, Avrupa Ülkelerinin mallarının ithalatı yapılmış yani onların mallarının pazarlanmasında kullanılmıştır.

 Bu ithal edilen malların yerine,  alınan krediler yatırıma,  imalata yönlendirilse, aynı zamanda bu mallar ihraç da edilse, hem döviz kazanılacak, hem katma değeri Türkiye de kalacak, istihdam artacak , işsizlik azalacak, SGK nın  yeşil kart da ki  mükellefiyeti artanistihdamla orantılı olarak azalacak gibi sayısız faydaları içerecekken, aynı zamanda cari açık dolayısıyla borçlanma tutarı azalacaktır. Böyle bir oluşum sağlıklı kalkınmanın ta kendisidir.  Böyle bir uygulama ülkeye  emin adımlarla kalkınma sürecini yaşatır.

 Ülkemiz Avrupa bankalarından aldıkları kredileri;  araba vb lüks tüketimde kullanacağı yerde,   öncelikle ithal ettiği mallara ikame mal üretimine ait yatırımlarda kullanabilirdi,

 Dünya piyasası ile kolayca rekabet edebileceği konularda  yeni sahalarda üretim yaparak ihracat hacmini artırabilirdi,

 Arge harcamalarını artırarak, teşvik vererek özellikli mal üretecek mal ve ihtiyaç maddeleri   yatırımı yapabilirdi. Bu yolla ihracatı artırabilirdi. Teknolojisini geliştirebilirdi,

 Turgut Özal döneminde ivme kazanan rekabeti daha kolay olan elektronik sanayisine yatırım yapılarak, bu günkü cep telefonu, televizyon ve bilgisayar vb cihazlara ithalatta ödenen paraların ülkede kalması sağlanabilirdi. Ayrıca ihracat yapılarak ülkeye döviz kazandırılabilirdi,

 En önemlisi de dünya çapında kaliteli eğitim verilen;  bilgisayar, elektronik ve bilişim eğitimleri yapan mühendislik fakülteleri açılarak, yazılım, program vb sahalarda çok nitelikli elaman yetiştirerek, rekabeti kolay, ciddi yatırım gerekmeyen zeki insanlarımızın çalışma alanlar oluşturularak bu piyasada önemli bir yer edinerek, ülkemize büyük gelir sağlanabilirdi. Bunlar: programlar( çok çeşitli), siteler, oyunlar, sistemler vb şeklinde sıralanabilir. Bizim insanımızın ayküsu(zeka seviyesi) diğer ülkelerin zeki seviyesinden daha düşük değildir. Rekabette zorlanılacak yerler ve çok büyük sermaye , bilgi birikimi gereken dallar ve yerler yerine;  küçük sermayelerle  daha kolay çalışılacak alanlar  devlet tarafından tespit edilerek,  bu alanlara yatırım yapılması teşvik vs  yöntemlerle özendirilerek  insanların bu alanlara yöneltilerek yatırım yapması ve çalışma yapması sağlanabilirdi. Yapılan buluş ve icatların patentleri alınarak; ülkeye  üretim ve ihracat yanında,  patent hakkı, knov hov gibi bilgi transferi yolu ile önemli  gelir sağlanabilirdi.  Yapılan Arge teşvikler yararlı olmakla birlikte, kastettiğimiz neticeyi ne yazık ki sağlayamamıştır.

Avrupa da tedavi ülkemizden daha pahalı olduğundan, sağlık turizmi teşvik edilerek bu yolda ülkemize sürekli ve kısa yoldan hem tedavi harcamaları bakımından hem de  truzimden ciddi gelirler elde edilebilirdi,

Elektik vb yatırımlarda yabancılara avrupa fonu kullandırılarak yatırım yaptırılmamalıdır.  İlimizde ve  Afyon da tarım arazilerine güneş enerjisinden elektrik elde etmek için panel tesisler kurulduğunu   gördüm. Örneğin Konya daki karaca dağın her tarafına bu tür yatırım yapılır. Nitekim Denizli bölgesinde bu şekilde yapılan yatırımları yol boyunda görebiliyoruz

Ülke kalkınmak için çabalama da ancak; ivme kazanmış bir netice alamamaktadır. Bu yüzden gelişmiş ülkelerle aradaki kalkınma farkı her geçen sürede azalacağı yerde, artmaktadır.  Cumhurbaşkanımızın ve hükümetin her türlü desteğine rağmen,  ülkemiz kendi benzinli, ve dizel motorunu üreterek henüz  yerli arabasını  yapamamıştır. Sadece elektrikli araç imal çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar belli bir olgunluğa erişmesine rağmen; bu araçların  seri imalatına ve kullanıma başlanılamamıştır.  Kanaatimizce, Araba gibi rekabeti çok yaygın, ürün yelpazesi çok gelişmiş   ve büyük sermaye  isteyen sanayi dallarını hedef almak yanlış bir seçimdir. Bunun yerine, daha bakir sahalarda çalışma yapılması burada bilgi birikimi yapılarak bunun üretime ve gelire dönüştürülmesi gerekir.

 Türkiyenin gelişmiş ülke ekonomilerini yakalaması için kalkınmış ülkeler aritmetik dizi  olarak büyürken, ülkemizin geometrik dizi  olarak büyümesi mecburiyeti vardır.  Kalkınma planları, teşvikler, ithalat- ihracat mevzuatı müşterek hedefi sağlayacak şekilde uyumlu olarak planlanıp uygulanabildiği takdirde en azından bundan sonraki zaman dilimindeki fırsatları değerlendirme şansı yakalayabiliriz. Henüz fırsatlar tükenmemişken, kalkınma çabalarımızı günün koşullarına göre revize etmemizde, düşük maliyetle temin edilen  yabancı sermayeyi en optimal fayda sağlayacak alanlarda kullanmakta  büyük yarar bulunmaktadır.

 

 

                                                                                                        Ramazan MUTLU

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.