Cep telefonlarımız son iki gündür mesaj sağanağı altında. Konu ; 14 Şubat Sevgililer Günü. Öneriler ,hatırlatmalar,indirimler,eğlence yerleri,hediye çeşitleri, banka kredileri…
Her türlü özel ve kitle iletişim araçları kullanılarak uyarılarla , tekliflerle,reklamlarla bu özel görevimiz (!) hatırlatılarak baskı altına alınıyoruz.
Bu günün nerden doğduğu nasıl olduğu gibi geyik muhabbetlerine girmenin bir anlamı ve yararı yok.
Gerçek olan şu ki; tıpkı, Anneler Günü, Babalar Günü, Kaynanalar Günü… gibi Sevgililer Günü de Kapitalizmin Kutsalları arasına girmiştir.
Sahi sevgililer günü deyince aklımıza gelen nedir?
Sevilimiz mi, eşimiz mi, kısacası sevdiği erkek ya da kadın mı? Aşk kimsenin pek umurunda değil , aklına da gelmiyor. Akla gelen ilk ve tek şey var o da “ HEDİYE”.
Kapitalizmim tüketimi artırmak için kutsallaştırdığı ve tüm iletişim araçlarını kullanarak insanları baskı altına aldığı “ anlamsız tüketim günlerinden” başka bir şey değil.
Sevgililer Gününde Bazı özel durumlar hariç genel olarak hediyeyi alan taraf erkek tir. Bu da başka bir olguyu düşündürüyor.
Günümüz dünyasında parayı gücü ve iktidarı kapitalist burjuvazi elinde bulunduruyor. Yaşadığımız toplumun yapısı gereği para ve güç de erkeklerin elinde. Yani bu durum kısaca hediyeleşmede erkeği özne kadını nesne durumuna getiriyor. Nesneleşen kadın böylece aşağılanmış oluyor.
Burada temel sorun yazımızın başlığının bir kısmı olan “POPÜLER KÜLTÜR” dür. Kapitalizm mallarını satabilmek ve hatta sürekli satabilmek için bir popüler kültürü yarattı.
Popüler kültür; kapitalizmin hem mal hem de imajlarının satışını yapmak için sürekli değişen (değiştirilen),çeşitli reklam araçlarıyla da insanları baskı altına alarak önceden kesilip,biçilip, paketlenip insanlara dayatılan bir kültürdür.
Yani hayatın deneyim ve süzgecinden geçirilerek edilen bir kültür olmayıp ısmarlama bir kültürdür.
Popüler Kültürde kalıcılık değil geçicilik esastır. Geçicilik olsun, sürekli yeni şeyler paketlenip insanlara sunulsun ki; kapitalistler palazlansın, geniş halk kitleleri de kolayca sömürülsün. Burada yeniden kastımız gerçekte yeni olmayıp moda kavramı gibi yönlendirilmiş beğeniler, diğer bir deyişle paket imajlardır. Yoksa yeni olan hiçbir şeye karşı olmamız söz konusu değildir.
Popüler Kültür, bir yandan da yarattığı marka değerleriyle de insanları avlamaktadır. Farklı olma isteği insanın doğasında vardır. İşte insanın doğasında var olan bu arzu, yaratılan markalarla İnsanın kişilik damarları jiletlenerek tüketime hız kazandırılmakta, kişinin yaşadığı travmalar da kapitalistin umurunda olmamaktadır. Kapitalizmin “vahşilik” sıfatı da buradan gelmektedir.
Sonuç vahim hatta acıklıdır. Hele hele bizim gibi kendini geliştirip ,bilincini zenginleştirememiş, diğer insanlarla aradaki farkı,imajla kapatmaya çalışan, ya da sözüm ona yaşam biçimiyle diğer insanları eziklemeye, bir anlamda da sopa atmaya çalışan insanların yaşadığı toplumda durum tamamen trajedidir.
Bunun toplumbilimsel hastalığın tanısı ise; ister bireysel anlamda alınsın,ister genel anlamda alınsın tam bir “ YOZLAŞMADIR”dır.
Sahi sevgi neydi? Bir güne sıkıştırılmış, görev haline getirilmiş hediyeleşme miydi? Dünyaca ünlü Kırgız Yazar Cengiz AYTMATOV ‘dan alalım cevabı: “ SEVGİ EMEKTİR”. BENCE DE…