• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Aksaray 17 °C
  • Konya 16 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 12 °C

TÜRKÇENİN NERESİNDEYİZ

TÜRKÇENİN NERESİNDEYİZ
Milletlerin medeniyetleri için en vazgeçilmezleri olan dili, geçmişine, şimdisine ve geleceğine uzanan üçlü sacayağının adeta mihenk noktasıdır. Eğer bu mihenk noktası zarar görürse, bu ayaklardaki denge mutlaka bozularak kaide yok olur. Bir millet en önemli unsurlarından biri olan dilinden ele alınır ve dil üzerinden vurulursa galibiyet kesindir. Çünkü dil milletin, her türlü özelliğini sarıp sarmalayan, adeta örten yorganı gibidir. Dili zarar görmüş, değiştirilmiş ve incitilmiş bir millet, zemheri de üstü açık yatan biri gibi üşüyecektir. Sanatı üşüyecektir, edebiyatı üşüyecektir, dahası canı üşüyecektir. Zira söz candan ibarettir.

Gençlerimizin, çocuklarımızın günlük konuşma şekillerindeki gayri ciddilik bir yana, yazılarında kullandıkları kelimelerin de canına okunmaktadır. Selam kelimesinin yerini ̶
;slm”, merhabanın yerini ̶
;mrb”, tamam, peki kelimesinin yerini ̶
;ok”, Allaha Emanet ol ifadesinin yerini ̶
;aeo”, kendine iyi bak demenin yerini kısaca ̶
;kib” almış bile. Sahi biz ne zaman bu kadar kendimizden geçtik de haberimiz olmadı. Ne kadar acı bir şey bu. Oysa hep demez miyiz, ana dilimiz ana sütü gibidir diye. Nerede kaldı ana sütünün ak berraklığı, doyumsuz tadı? Bir yanda güya dilde sadeleştirme hareketleri adı altında Türk dilinin adeta soykırıma uğratılması, diğer yanda ise gelişen teknoloji ile paralel olarak kullanılan dilin de adeta mekanikleştirilmesi.. Yine teknolojik iletişim sayesinde, o güzelim ana dilimizin böyle anlaşılmaz bir şekle sokulması da başka bir işkence türü. Özellikle genç neslin birbirleri ile konuşmalarında kelimeleri nasıl ucubeleştirdiklerini görmek kahır sebebim oldu.

Ben iki üniversite eğitimi almama rağmen, henüz ortaokula giden evladıma Türkçe dersinde yardımcı olamıyorsam bu cehaletimden değil, olsa olsa sadeleştirme adı altında yapılan uydurma dilden kaynaklanmaktadır elbette. Diğer bir yandan geçmişimize dönüp baktığımız zaman özellikle beş yüz sene öncesini bile anlayabilen dedelerimiz, ninelerimiz bizi anlayamıyorsa; bu bizim mazimizdeki o çok kıymetli yazarları, şairleri bütün dil erbabının idam edilmesi demektir. Pir Sultan Abdal’ı, Karacaoğlan’ı, Yunus’u, Fuzuli’yi bırakın Ömer Seyfettin’i, Ziya Gökalp’i, Nihat Sami Banarlı’yı ve dahi Nazım Hikmet’i bile diri diri asmaktır.. Reşat Nuri Gültekin’i bu gün biz bile anlayamazken otuz sene sonrasındakiler nasıl anlayabilirler? Ki bu kıymetli değerler zamanlarında dillerine katlederek, o dili kepaze ederek şair, yazar olmadılar, kıymetlerini böyle kazanmadılarsa şimdi ne oluyor da, şair olmanın, kıymetli yazar olmanın yolu dili harcamaktan geçiyor. Bu anlaşılması ve izahı çok güç ironidir.

İlk üniversite sınavıma girdiğim yılki soruları hatırlıyorum. Okulumun en başarılı öğrencisi olmama rağmen sınavda başarısız olmuştum. Oysa çok kitap okurdum, kelime dağarcığım ortalamanın çok çok üzerindeydi. Ama ne yazıktır ki, ben soruları anlayamamıştım. Sorularda o kadar çok kelime, güya sadeleştirilmişti ki, iğne ile kuyu kazmak onları anlamaktan daha kolaydı benim için. Yıllar öncesinde dildeki bu katliam bilinçli olarak yapılmıştı. Sebebi de Türk’e geçmişini unutturmak, geçmişini anlamasını zorlaştırmak, onu köklerinden koparmaktı elbette. Onu ait olduğu Türk dünyasından koparmaktı. Bu gün on dört yaşındaki kızım anneannesinin konuştuğu dili, doksan yaşındaki dedem de torunlarının konuştuğu dili anlayamıyorsa bu eylemlerinde oldukça başarılı olunmuş demektir. Bu düzen böyle giderse eğer, elli sene sonra da bu gün konuşulan, adeta anlamsızlaştırılan bu dili kimsenin anlaması beklenemez..

Eğitimin seviyesi daha ilköğretimde-ortaöğretimde yerlerde sürünüyorsa, demekki bunun sebebi çocuklarımızın okul kitaplarında kullanılan dil ile evlerinde ailelerinin kullandıkları dilin birbirinden çok ama çok uzak olmasıdır. Dildeki o meşhur zorbalıktır. Bu iki alanda kullanılan dil birbirinden bu kadar uzak oldukça yarınları çok daha büyük tehlikelerin beklediği aşikârdır. Merak ediyorum; bir dil, güya sadeleştirme adı altındaki bu zulme daha ne kadar dayanabilir? Acaba dünyanın başka hangi ülkesinde o milletin ana diline bu kadar eziyet edilmiştir? Oysa Komünist Rusya’da bile dilde kelime imalatı yapılmamıştır.. Stalin dahi bunu başaramamıştır. Nazım Hikmet’te komünist olmasına rağmen, eserlerinde asla uydurma, uyarlama kelime kullanmamıştır.
Diğer yanda Ermenicenin içerisinde yaklaşık dört bin kadar Türkçe kelime bulunmaktadır. Onlar dahi cihana nam salan o mehur ırkçıkıllarına dayanan kinlerine rağmen bu kelimeleri asla imha edememişlerdir. Bu gün bir Türk gencinin Mustafa Kemal’in nutkunu anlayamaması ne büyük bir acıdır! Ne büyük kederdir! Bu günkü neslin İstiklâl Marşının, o güzelim marşımızın anlayamaması çok mu iyi bir şeydir? Dahası, yarınki nesil ne kadarını anlayabilecek. Demek ki bir yerlerde büyük hatalar yapılmıştır. Hem de onarımı gittikçe imkansız hale gelen hatalar!

Yabancı kelimelerin dilimize uygulanması bir dile hiçbir yarar sağlamaz. Olsa olsa bir milletin ana dilini resmen bir anlaşma aracı olmaktan çıkarır.. Mesela bize öz Türkçe diye yutturulan ̶
;okul” kelimesi İngilizce ̶
;school”dan alınıp Fransızcadan esinlenerek uydurulmuş olup, ̶
;egemen” kelimesi de Yunan’ca ̶
;hegemonya”nın dilimize uyarlanmasıyken bunlara nasıl öz Türkçe diyebiliriz? Diyemeyiz elbette. Çünkü bugün uydurularak zorla kabul ettirilen adeta bir maymuncuk gibi her kelimenin yerini alabilen o zoraki kelimeler hiçbir zaman öz Türkçe olamamıştır. Eğer olsaydı benim annem bu gün konuşulan dili anlamakta zorluk çekmezdi.

Bir diğer kesim de medenileşmek adına dildeki bu acımasız katliama başka bir şekilde ortak olmuştur. Geçenlerde bulunduğum bir otobüste, 18-2
yaşlarında bir hanım kızımız cep telefonundan arkadaşı ile konuşuyordu. Konuşmanın içeriği bitince ̶
;See you” diyerek kapattı. Daha konuşmasının başında bu mecburen dinlediğim konuşma diline sinir olan ben, son kelimeyi duyunca gayri ihtiyari dönüp kıza öyle bir bakmışım ki, şaşırıp kaldı herkes. Ama içimdeki öfkemi ne yazık ki kusamadım. Çünkü hemen o durakta indi o hanım kızımız. Arkasından üzüntülü gözlerle baka kaldım öylece. Yani gül gibi anadilimizde hiç mi vedalaşma kelimesi kalmadı ki, İngilizlere özeniyorduk. Bu gün hiçbir İngiliz ya da Fransız kendi kelimelerinin yerine bizim kelimelerimizi kullanmazken, İngilizce ̶
;See you” diyerek vedalaşmamız, ya da benzeri kelimeleri hayatımıza sokmamız bizi çok mu aydın gösteriyordu? Sanmıyorum, olsa olsa alenice soytarılık ediyorduk.

Sonuç olarak; bir yandan atalarımızın kullandığı o muazzam güzel dil kasıtlı olarak unutturulurken, diğer yandan günlük iletişim içerisinde çeşitli yabancı kelimelerin anadilimizi istila etmesinin, bir milletin evladının ana dilinden uzaklaştırılmasının görünen dehşetli bir sonucudur tüm bunlar. Bu vahim durum devam ettiği sürece dilimizi korumak da daha çok zorlaşacaktır. Belki de bir gün bizler ana dilimize sahip çıkmak için çok geç kalacağız. Çünkü o zaman ̶
;anadilimiz” diyeceğimiz bir dil zaten olmayacak!

Dolayısı ile dilimizi böyle hoyratça harcamak köklerimize, inancımıza, dünyaya bir emsali daha olmayan kültür mirasımıza elvedadır sadece.
Hem de aslında gümbür gümbür olmasına rağmen sessiz sedasız gelen bir elveda. Milletimin ciğerini yakan bir elveda!

Hepimize şimdiden geçmiş olsun!

Sevim Yakıcı

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
  • Asfaltsız Yol Kalmayacak11 Temmuz 2013 Perşembe 18:44
  • Festival Coşkulu Başladı06 Temmuz 2013 Cumartesi 09:15
  • Aksaray Değişime Uğramış”03 Temmuz 2013 Çarşamba 18:12
  • Evliya Çelebi Gibi Gezmeye Devam01 Temmuz 2013 Pazartesi 19:18
  • Geçtiğimiz Haftadan Kalanlar16 Haziran 2013 Pazar 19:03
  • Güllerin Güzelliği13 Haziran 2013 Perşembe 22:09
  • Taksim Neresi Aksaray Neresi10 Haziran 2013 Pazartesi 18:37
  • Diyanet İşleri Başkanı Aksaray'da08 Haziran 2013 Cumartesi 09:06
  • Tanıtım Günlerini Yeniden Yaşadık04 Haziran 2013 Salı 19:01
  • Halkı Sokağa Çekme Gayretleri02 Haziran 2013 Pazar 22:57
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksaray Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.